
Size bir yazı yazmıyorum.
Size bir mahcubiyet bırakıyorum.
Bir milletin geç kalmış utancını bırakıyorum.
Siz bir sınıfta susturuldunuz.
Ama aslında susturulan yalnız siz değildiniz.
Bir kara tahta sustu.
Bir ders zili sustu.
Bir çocuğun yarını sustu.
Bu memleketin vicdanı sustu.
Çünkü öğretmenim, bir öğretmen ölmez sadece.
Bir öğretmen öldüğünde, memleket biraz daha yetim kalır.
Siz çocuklara hayatı anlatmak için vardınız.
Bilgiyi çoğaltmak için.
Karanlığı azaltmak için.
Bir cümleyi doğru kuran, bir kalbi doğru tutan, bir çocuğun kaderine sessizce yön veren insanlardandınız.
Ama bu ülke, sizi korumayı beceremedi.
Bunu duymak bile ağır.
Bunu yazmak bile utanç.
Bir öğretmen, okulda, görev başında, hayatın tam ortasında koparılıyorsa;
Kimse bize eğitim sistemi işliyor demesin.
Kimse bize durum kontrol altında demesin.
Çünkü değil.
Çünkü çürüyen şey sadece güvenlik değildir.
Çürüyen şey, akıldır.
Merhamettir.
Hürmettir.
Devlet ciddiyetidir.
Çünkü; öğretmeni kürsüde büyük ilan edip sahada yalnız bırakan her anlayış samimiyetsizdir.
Öğretmene sorumluluk yükleyip, güvenlik vermeyen her düzen kusurludur.
Şiddetin kapıya dayandığı bir eğitim ortamında hâlâ ezber cümlelerle yetinen her makam vebal altındadır.
Başsağlığı mesajlarıyla kapanacak bir yara değildir bu.
Törenlerle, çelenklerle, suskunluklarla geçiştirilecek bir acı değildir.
Çünkü siz bir personel kaybı değilsiniz.
Siz, ihmalin ortasında yitirilmiş bir eğitim neferisiniz.
Ve toplum...
Evet, sana da sözüm var…
Aklını başına al.
Öğretmene saygıyı kaybeden toplum, çocuğunu da kaybeder.
Öğretmenin sesini değersizleştiren toplum, yarın kendi evladının sesini karanlıkta arar.
Şiddeti öfke sanan, kabalığı güç zanneden, sınır tanımamayı özgürlük diye pazarlayan bu çağın aklı kaybolmuştur.
Bu bozulmayı normalleştiren herkes suçun gölgesindedir.
Bir öğretmen azarlanacak kişi değildir.
Bir öğretmen hedef değildir.
Bir öğretmen sahipsiz değildir.
Bir öğretmen, bir milletin hafızasıdır.
Bir öğretmen, devletin görünen vicdanıdır.
Bir öğretmen, toplumun önünde ayağa kalkması gereken kişidir.
Siz bunu hak etmediniz öğretmenim.
Hiçbir sabah, bir öğretmen için son sabah olmamalıydı.
Hiçbir okul, bir öğretmenin can verdiği yer olarak anılmamalıydı.
Hiçbir çocuk, eğitim yuvasını acı bir haberle öğrenmemeliydi.
Ama oldu.
Oldu ve hepimizin yüzüne kapkara bir leke gibi çarptı.
Şimdi sizin adınızın önüne “merhume” deniyor.
Ne ağır kelime.
Ne soğuk kelime.
Oysa siz, bir öğrencinin defter kenarında kalmalıydınız.
Bir meslektaşın hatırasında gülümseyen bir yüz olmalıydınız.
Bir annenin duasında yaşayan bir emek olmalıydınız.
Bir mezar taşına sığacak kadar kısa değil, bir neslin hafızasına işleyecek kadar büyük olmalıydınız.
Ve zaten öylesiniz.
Sizin gidişinizle anladık ki bu ülkede öğretmenin yeri uzun uzun anlatılacak bir yer değilmiş.
Baş köşeymiş.
Hepsi bu.
Net.
Tartışmasız.
Çünkü öğretmen; maaş kalemi değildir.
Nöbet çizelgesi değildir.
Resmî yazı değildir.
Öğretmen, insan yetiştiren son kaledir.
Bir öğretmen düşerse, bir ülke sarsılır.
Bir öğretmen incinirse, bir toplum küçülür.
Bir öğretmen yalnız bırakılırsa, gelecek de sahipsiz kalır.
Bugün size bakınca içimiz yanıyor öğretmenim.
Ama sadece yanmak yetmez.
Bu yangından utanmak gerekir.
Bu yangının hesabını sormak gerekir.
Bu yangını söndürmek için laf değil, irade gerekir.
Sizi kaybettik.
Bu cümle çok eksik.
Aslında biz, sizinle birlikte utanma eşiğimizi de kaybetmemeliydik.
Ama kaybettik.
Şimdi yeniden bulmak zorundayız.
Sizin hatıranız önünde eğiliyorum Saygıdeğer Öğretmenim.
Sizi rahmetle anmak yetmez.
Sizi koruyamamış olmanın ağırlığını da taşımak gerekir.
Bu millet, öğretmenine yeniden hürmet etmeyi öğrenmek zorundadır.
Bu ülke öğretmenini gerçekten korumayı öğrenmek zorundadır.
Toplum, şiddeti lanetlemekle yetinmeyip onu doğuran çürümeyi de reddetmek zorundadır.
Çünkü siz bir haber değilsiniz.
Bir istatistik hiç değilsiniz.
Siz, bu memleketin boynunda kalan ağır bir emanetsiniz.
Ruhunuz şad olsun öğretmenim.
Sizin susan sesiniz, bu ülkenin kulağında uzun süre çınlamalı.
Ta ki herkes kendine gelip şu gerçeği anlayana kadar:
Öğretmene kıyan bir toplumun geleceği olmaz.
