Türk360 Haber
İlhan İŞMAN
Köşe Yazarı
İlhan İŞMAN
 

Türkiye Barolar Birliği susmuyor ama henüz açık da konuşmuyor…

Mobbing artık tali bir mesele değil. Çalışma hayatının doğrudan içinde. Kurumların içinde. Meslek örgütlerinin gündeminde. Yargının önünde. Akademinin masasında. Bu yüzden şu soru önem taşıyor: Türkiye Barolar Birliği bu konuda ne düşünüyor? Elde olan tablo ilginç. Çünkü TBB bu başlığa uzak değil. Ama henüz tam anlamıyla açık bir kurumsal pozisyon da koymuş değil. Önce bunu teslim edelim. TBB mobbing konusunu görmezden gelen bir kurum değil. Tam tersine, bu alanda tartışma zemini açmış bir kurum. 2020’de Mobbing ile Mücadele Derneği ile birlikte “Tüm Yönleriyle Mobbing” sempozyumu düzenledi. 2015’te de TSK’daki mobbing ve intihar vakalarına ilişkin bir sempozyuma ev sahipliği yaptı. Yani konu, TBB açısından görünmez değil. Başlık masada. Sorun biliniyor. Tartışma alanı açılıyor. Ama iş burada bitmiyor. Asıl mesele şu: TBB, müstakil bir Mobbing ile Mücadele Kanunu konusunda açık bir çağrı yapmış mı? Bugün için kamuya açık belgelerde bunun net cevabı “hayır” gibi görünüyor. En azından ortada, “ayrık bir kanun çıkarılmalıdır” diyen açık bir Yönetim Kurulu kararı ya da yayımlanmış bir yasa taslağı araştırdığım kadarıyla görünmüyor. Bu önemli bir tespit. Çünkü kurumsal farkındalık ile kurumsal talep aynı şey değildir. Bir konuyu tartışmaya açmak başka şeydir. O konuda açık siyasi-hukuki pozisyon almak başka şeydir. Tam da burada bir kavram karmaşası başlıyor. Bazıları TBB Dergisi’nde çıkan yazıları doğrudan TBB’nin görüşü gibi okumaya çalışıyor. Oysa bu metodolojik olarak doğru değil. Çünkü TBB Dergisi’nin kendi yayın çizgisi açık. Dergide yer alan görüşler yazarlara aittir. Doğrudan kurumsal görüş sayılmaz. Bu ayrım önemlidir. Hem de çok önemlidir. Çünkü hukukta da kurumlarda da imza önemlidir. Bir metnin yayımlanmış olması başka şeydir. Bir kurum adına benimsenmiş olması başka şeydir. Ama bu ayrımı yaptıktan sonra şunu da görmemiz gerekir: TBB çevresindeki hukuk yazını boş konuşmuyor. Aksine çok net bir yön gösteriyor. Bu çevrede üretilen akademik çalışmaların önemli bir kısmı, mevcut dağınık korumanın yeterli olmadığını söylüyor. Daha açık bir normatif çerçeve gerektiğini savunuyor. Daha net tanım istiyor. Daha açık yaptırım istiyor. Daha görünür hukuki koruma istiyor. Bu küçümsenecek bir durum değil. Çünkü bazen resmî kurum cümleyi henüz kurmaz. Ama o kurumun etrafındaki hukuk dünyası çoktan yön tayin eder. TBB açısından bugün görünen tablo biraz böyle. Bir başka dikkat çekici alan da meslek içi düzenleme tarafı. TBB zemininde yapılan değerlendirmelerde, avukatlık mesleği içindeki küçük düşürücü, baskılayıcı ve yıldırıcı davranışların etik ve disiplin boyutuyla ele alındığı görülüyor. Bu da bize şunu söylüyor: Sorun sadece işçi-işveren ilişkisinde değil. Meslek içi ilişkilerde de var. Statü farklarında da var. Kurumsal kültürde de var. Yani mobbing, yalnızca bir iş hukuku meselesi değil. Aynı zamanda bir meslek etiği meselesi. O halde TBB’nin durduğu yer nasıl tarif edilmeli? Bence en doğru tarif şu olur: TBB bu konuya karşı değil. Sessiz inkâr içinde değil. Ama henüz açık bir yasa çağrısı yapmış da değil. Başlıkla ilgileniyor. Zemin açıyor. Hukuki tartışmayı büyütüyor. Fakat bunu resmî ve net bir mevzuat talebine dönüştürmüş görünmüyor. Bu nedenle bugünkü tabloyu “karşı çıkıyor” diye okumak yanlış olur. Ama “açık destek veriyor” demek de fazla iddialı olur. Daha gerçekçi ifade şu: Kurumsal sessizlik var. Ama bu sessizliğin yanında güçlü bir akademik destek zemini de var. Bazen kurumlar doğrudan konuşmaz. Önce çevreleri konuşur. Önce tartışma büyür. Önce kavram netleşir. Sonra kurumsal irade gelir. Belki burada da tam olarak o aşamadayız. Mobbing konusunda Türkiye’nin artık dağınık cümlelere değil, açık normlara ihtiyacı var. Bu sadece çalışanı korumak için değil. Kurumu korumak için de gerekli. Mesleki itibarı korumak için de gerekli. Adalet duygusunu ayakta tutmak için de gerekli. TBB gibi bir kurumun bu başlıkta daha net konuşması, hukuk dünyasında önemli bir eşik yaratır. Çünkü TBB yalnızca bir meslek örgütü değildir. Aynı zamanda hukuki yön duygusu üreten bir kurumsal merkezdir. Bu nedenle bugün gelinen noktada asıl soru şudur: TBB mobbingi görüyor mu? Evet, görüyor. Peki bunu açık bir yasa talebine dönüştürüyor mu? Şimdilik hayır. Ama etrafındaki hukuk zemini o yöne doğru akıyor. Dosya açık. Tartışma var. Zemin oluşuyor. Şimdi ihtiyaç duyulan şey, bu zeminin açık ve kurumsal bir iradeye dönüşmesidir. Çünkü bazı meselelerde sempozyum yetmez. Bazı meselelerde tartışma yetmez. Bazı meselelerde açık cümle kurmak gerekir. Mobbing de artık tam olarak böyle bir meseledir.
Ekleme Tarihi: 17 Mart 2026 -Salı
İlhan İŞMAN

Türkiye Barolar Birliği susmuyor ama henüz açık da konuşmuyor…

Mobbing artık tali bir mesele değil.

Çalışma hayatının doğrudan içinde.

Kurumların içinde.

Meslek örgütlerinin gündeminde.

Yargının önünde.

Akademinin masasında.

Bu yüzden şu soru önem taşıyor:

Türkiye Barolar Birliği bu konuda ne düşünüyor?

Elde olan tablo ilginç.

Çünkü TBB bu başlığa uzak değil.

Ama henüz tam anlamıyla açık bir kurumsal pozisyon da koymuş değil.

Önce bunu teslim edelim.

TBB mobbing konusunu görmezden gelen bir kurum değil.

Tam tersine, bu alanda tartışma zemini açmış bir kurum.

2020’de Mobbing ile Mücadele Derneği ile birlikte “Tüm Yönleriyle Mobbing” sempozyumu düzenledi.

2015’te de TSK’daki mobbing ve intihar vakalarına ilişkin bir sempozyuma ev sahipliği yaptı.

Yani konu, TBB açısından görünmez değil.

Başlık masada.

Sorun biliniyor.

Tartışma alanı açılıyor.

Ama iş burada bitmiyor.

Asıl mesele şu:

TBB, müstakil bir Mobbing ile Mücadele Kanunu konusunda açık bir çağrı yapmış mı?

Bugün için kamuya açık belgelerde bunun net cevabı “hayır” gibi görünüyor.

En azından ortada, “ayrık bir kanun çıkarılmalıdır” diyen açık bir Yönetim Kurulu kararı ya da yayımlanmış bir yasa taslağı araştırdığım kadarıyla görünmüyor.

Bu önemli bir tespit.

Çünkü kurumsal farkındalık ile kurumsal talep aynı şey değildir.

Bir konuyu tartışmaya açmak başka şeydir.

O konuda açık siyasi-hukuki pozisyon almak başka şeydir.

Tam da burada bir kavram karmaşası başlıyor.

Bazıları TBB Dergisi’nde çıkan yazıları doğrudan TBB’nin görüşü gibi okumaya çalışıyor.

Oysa bu metodolojik olarak doğru değil.

Çünkü TBB Dergisi’nin kendi yayın çizgisi açık.

Dergide yer alan görüşler yazarlara aittir.

Doğrudan kurumsal görüş sayılmaz.

Bu ayrım önemlidir.

Hem de çok önemlidir.

Çünkü hukukta da kurumlarda da imza önemlidir.

Bir metnin yayımlanmış olması başka şeydir.

Bir kurum adına benimsenmiş olması başka şeydir.

Ama bu ayrımı yaptıktan sonra şunu da görmemiz gerekir:

TBB çevresindeki hukuk yazını boş konuşmuyor.

Aksine çok net bir yön gösteriyor.

Bu çevrede üretilen akademik çalışmaların önemli bir kısmı, mevcut dağınık korumanın yeterli olmadığını söylüyor.

Daha açık bir normatif çerçeve gerektiğini savunuyor.

Daha net tanım istiyor.

Daha açık yaptırım istiyor.

Daha görünür hukuki koruma istiyor.

Bu küçümsenecek bir durum değil.

Çünkü bazen resmî kurum cümleyi henüz kurmaz.

Ama o kurumun etrafındaki hukuk dünyası çoktan yön tayin eder.

TBB açısından bugün görünen tablo biraz böyle.

Bir başka dikkat çekici alan da meslek içi düzenleme tarafı.

TBB zemininde yapılan değerlendirmelerde, avukatlık mesleği içindeki küçük düşürücü, baskılayıcı ve yıldırıcı davranışların etik ve disiplin boyutuyla ele alındığı görülüyor.

Bu da bize şunu söylüyor:

Sorun sadece işçi-işveren ilişkisinde değil.

Meslek içi ilişkilerde de var.

Statü farklarında da var.

Kurumsal kültürde de var.

Yani mobbing, yalnızca bir iş hukuku meselesi değil.

Aynı zamanda bir meslek etiği meselesi.

O halde TBB’nin durduğu yer nasıl tarif edilmeli?

Bence en doğru tarif şu olur:

TBB bu konuya karşı değil.

Sessiz inkâr içinde değil.

Ama henüz açık bir yasa çağrısı yapmış da değil.

Başlıkla ilgileniyor.

Zemin açıyor.

Hukuki tartışmayı büyütüyor.

Fakat bunu resmî ve net bir mevzuat talebine dönüştürmüş görünmüyor.

Bu nedenle bugünkü tabloyu “karşı çıkıyor” diye okumak yanlış olur.

Ama “açık destek veriyor” demek de fazla iddialı olur.

Daha gerçekçi ifade şu:

Kurumsal sessizlik var.

Ama bu sessizliğin yanında güçlü bir akademik destek zemini de var.

Bazen kurumlar doğrudan konuşmaz.

Önce çevreleri konuşur.

Önce tartışma büyür.

Önce kavram netleşir.

Sonra kurumsal irade gelir.

Belki burada da tam olarak o aşamadayız.

Mobbing konusunda Türkiye’nin artık dağınık cümlelere değil, açık normlara ihtiyacı var.

Bu sadece çalışanı korumak için değil.

Kurumu korumak için de gerekli.

Mesleki itibarı korumak için de gerekli.

Adalet duygusunu ayakta tutmak için de gerekli.

TBB gibi bir kurumun bu başlıkta daha net konuşması, hukuk dünyasında önemli bir eşik yaratır.

Çünkü TBB yalnızca bir meslek örgütü değildir.

Aynı zamanda hukuki yön duygusu üreten bir kurumsal merkezdir.

Bu nedenle bugün gelinen noktada asıl soru şudur:

TBB mobbingi görüyor mu?

Evet, görüyor.

Peki bunu açık bir yasa talebine dönüştürüyor mu?

Şimdilik hayır.

Ama etrafındaki hukuk zemini o yöne doğru akıyor.

Dosya açık.

Tartışma var.

Zemin oluşuyor.

Şimdi ihtiyaç duyulan şey, bu zeminin açık ve kurumsal bir iradeye dönüşmesidir.

Çünkü bazı meselelerde sempozyum yetmez.

Bazı meselelerde tartışma yetmez.

Bazı meselelerde açık cümle kurmak gerekir.

Mobbing de artık tam olarak böyle bir meseledir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve turk360.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.