Türk360 Haber
İlhan İŞMAN
Köşe Yazarı
İlhan İŞMAN
 

Türkiye’nin Bilim ve Teknoloji Yürüyüşü

“Kızılelma milletimizin geçmişten beri gelen bir ülküsü, Yaklaştıkça uzaklaşan ulvi hedef… Bizim hedefimiz de ülkemizin ilk insansız savaş uçağını yapmak.” Selçuk Bayraktar böyle söylüyor. Kızılelma Belgeseli’ni izlediniz mi? İzlemediyseniz Youtube’dan mutlaka izleyin. Belgesel iki bölüm. Baykar’ın hikâyesini anlatıyor. 2004’te, demirciler sitesinde küçük bir atölyede başlıyor her şey. Bir baba ve iki oğul birlikte yola çıkıyorlar. Zorlukları görüyorsunuz. Adım adım büyüyen bir girişim izliyorsunuz. Bugün geldiğimiz yerde tablo net. Bayraktar TB2 için 36 ülke. AKINCI için 16 ülke. Toplamda 37 ülkeye ihracat. Gelirin %99,3’ü ihracattan. Bu, küresel ölçekte güçlü bir performans göstergesi. Şırnak’ta üretim atölyesi kurup dünyanın ilk döner kanat mini helikopterini üretmeleri de önemli. Bu, sadece ürün değil. Operasyonel kabiliyet demek. Belgeseli izleyince şu sonuç çıkıyor: İHA/SİHA’lar Türkiye için bir paradigma dönüşümüdür. Bu ülkede teknoloji işi çoğu zaman “ilk denemede” yürümüyor. Çünkü sınav sadece laboratuvarda verilmiyor. Asıl sınav yönetişimde. Süreklilikte. Kurumsal sahiplenmede. Bürokrasi her zaman gerekli sabrı gösteremiyor. Risk görünce frene basan bir refleks devreye girebiliyor. Sonuçta iyi fikirler, iyi mühendislik bile yarım kalabiliyor. Girişimci Nuri Demirağ 1930’larda “uçak yapalım” diyerek büyük bir iddia ile yola çıkıyor. Bu aynı zamanda değer zinciri kurma teşebbüsü. Beşiktaş’ta uçak fabrikasının temeli 17 Eylül 1936’da atılıyor. Plan var. Vizyon var. Yatırım iştahı var. Ama tek başına yetmiyor. Standardizasyon zayıf kalıyor. Sertifikasyon dili oturmamış oluyor. Sipariş yönetimi kırılganlaşıyor. Kurumsal refleks, risk gördüğünde geri çekiliyor. Sipariş iptalleri ve izin–ruhsat tartışmaları bu kırılganlığın tipik örnekleri. Bir başka girişimci de Vecihi Hürkuş: Mühendislik var ama ekosistem eksik. Vecihi K-VI ile ilk uçuş 28 Ocak 1925’te İzmir’de yapılıyor. Bu, yerli tasarım için erken bir kilometre taşı. 1930’da Vecihi K-IV geliyor. İlk uçuş 27 Eylül 1930. Daha çarpıcı olan kısmı şu: Vecihi Hürkuş sertifika için yurt dışına gitmek zorunda kalıyor. Yani sorun çoğu zaman mühendislik değil. Kurumsal altyapı. Sertifikasyon ekosistemi. Süreç tasarımı. Bir başka girişim de Devrim otomobili: Proje yönetimi başarısı mükemmel ama algı yönetimi kaybı var. Yıl 1961. Eskişehir’de 129 günde Devrim otomobili üretiliyor. 29 Ekim 1961’de tanıtılıyor. Bu, proje yönetimi açısından gerçek bir ciddi başarı. Ama hikâye “benzin bitti” cümlesiyle hatırlanıyor. Ankara’ya trenle taşınırken, kural ve güvenlik gerekçeleriyle depoda az akaryakıt bulundurulması meselesi öne çıkıyor. O günün operasyonel risk yönetimini de gösteriyor. Daha önemlisi şu: Algı, projenin geleceğini yiyor. Bütçe iptal oluyor. Devam yatırımı gelmiyor. Kurumsal süreklilik kurulamıyor. Ülkemiz adına bu üç başarısız girişimde ortak tema: Takoz çoğu zaman içeriden geliyor. Bu üç hikâyenin ortak noktası net: Takoz her zaman dışarıdan gelmiyor. Bazen içerideki vizyonsuzluktan geliyor. Bugün başla, yarın vazgeç. Risk görünce geri çekil. Başarıyı büyütmek yerine “hata bul” kültürü üret. Sonuç ne oluyor? Tempo kaybı. Zaman kaybı. Stratejik gecikme. Tam da bu yüzden Baykar hikâyesi kritik. 2005–2007 dönemi, Türkiye’nin terörle mücadelede çok ağır bedeller ödediği yıllar. Sahada acil ihtiyaç var. O dönemde dışarıdan alınan sistemler her zaman sahayı taşıyamıyor. Arızalar oluyor. Anlık görüntü sorunları yaşanıyor. Hatalı konum bilgileri geliyor. Operasyonel doğruluk etkileniyor. Bu noktada Baykar sahneye çıkıyor. Bu kez hedef sadece bir “ürün” değil. Kurumsal kapasite inşası. Ar-Ge sürekliliği kuruluyor. Test disiplini oturtuluyor. Konfigürasyon yönetimi yapılıyor. Saha geri bildirimi sistematik hale geliyor. Ürün yaşam döngüsü adım adım yönetiliyor. Bu süreç kolay olmuyor. Zaman zaman pist verilmiyor. Testlere izin çıkmıyor. Mühimmat denemeleri gecikiyor. Hatta kimi zaman destek sözü verenlerin ince engellemeleri devreye giriyor. TB2’nin Keşan’daki ilk deneme uçuşunu, I. Ordu Komutanı desteğiyle Ankara’dan izinsiz yapmak zorunda kalmaları bile bu atmosferi anlatıyor. Bu işleri durdurmak kolay. Yapmak zor. Operasyonel başarı, kurumsal omurgayla geliyor… Baykar, emekle ve mühendislik aklıyla büyüyor. Savunma sanayindeki atılımlar olgunlaşıyor. Saha sonuçları da bunu gösteriyor. TB2 2014’te envantere giriyor. AKINCI, 6 Aralık 2019’da ilk uçuşunu yapıyor. İlk teslimat ve envantere giriş 29 Ağustos 2021. Kızılelma ise 14 Aralık 2022’de ilk uçuşunu gerçekleştiriyor. Bu tablo net olarak şunu söylüyor? Adım adım. Üstüne koya koya. Proje portföyü mantığıyla. Yetenek havuzu oluşturarak. Ve en kritik farkla: Kurumsal devamlılık sağlayarak. Alkış sadece platforma değil. Mühendislik organizasyonuna da. Üretim disiplinine de. Kalite güvenceye de. Test ekibine de. Tedarik yönetimine de. Yani görünmeyen omurgaya. İsimsiz kahramanlara. Asıl hedef: Başarıyı kurumsallaştırmaktır. Demirağ’ın, Vecihi’nin, Devrim’in acı tarafı şuydu: İlk hamleler, kurumsal iklim tam oluşmadan yapıldı. Hikâyeler yarım kaldı. Baykar çizgisi ise şunu hatırlatıyor: Teknoloji bir defalık sıçrama değildir. Sistem kurma işidir. Süreklilik işidir. Kurumsal hafıza işidir. Bu ülkede yıllarca çok takoz görüldü. Bazen mevzuatta. Bazen bütçede. Bazen zihniyette. Şimdi daha zor bir sınav var: Başarıyı kurumsallaştırmak. Kişilere değil süreçlere bağlamak. Her yeni adımı standarda dönüştürmek. Kızılelma ülküsü, bilim ve teknolojinin bu ülkede kalıcı hale gelmesidir. Yılmadan. Yorulmadan. Sabırla. Kararlılıkla. Yerli ve milli tüm çalışanlarımızı ve Baykar’ı yürekten kutluyorum. Gururumuzsunuz. “İstikbal göklerdedir…”
Ekleme Tarihi: 06 Şubat 2026 -Cuma
İlhan İŞMAN

Türkiye’nin Bilim ve Teknoloji Yürüyüşü

“Kızılelma milletimizin geçmişten beri gelen bir ülküsü, Yaklaştıkça uzaklaşan ulvi hedef… Bizim hedefimiz de ülkemizin ilk insansız savaş uçağını yapmak.” Selçuk Bayraktar böyle söylüyor.

Kızılelma Belgeseli’ni izlediniz mi?

İzlemediyseniz Youtube’dan mutlaka izleyin. Belgesel iki bölüm. Baykar’ın hikâyesini anlatıyor.

2004’te, demirciler sitesinde küçük bir atölyede başlıyor her şey. Bir baba ve iki oğul birlikte yola çıkıyorlar. Zorlukları görüyorsunuz. Adım adım büyüyen bir girişim izliyorsunuz.

Bugün geldiğimiz yerde tablo net. Bayraktar TB2 için 36 ülke. AKINCI için 16 ülke. Toplamda 37 ülkeye ihracat. Gelirin %99,3’ü ihracattan. Bu, küresel ölçekte güçlü bir performans göstergesi.

Şırnak’ta üretim atölyesi kurup dünyanın ilk döner kanat mini helikopterini üretmeleri de önemli. Bu, sadece ürün değil. Operasyonel kabiliyet demek.

Belgeseli izleyince şu sonuç çıkıyor:

İHA/SİHA’lar Türkiye için bir paradigma dönüşümüdür.

Bu ülkede teknoloji işi çoğu zaman “ilk denemede” yürümüyor. Çünkü sınav sadece laboratuvarda verilmiyor. Asıl sınav yönetişimde. Süreklilikte. Kurumsal sahiplenmede.

Bürokrasi her zaman gerekli sabrı gösteremiyor. Risk görünce frene basan bir refleks devreye girebiliyor. Sonuçta iyi fikirler, iyi mühendislik bile yarım kalabiliyor.

Girişimci Nuri Demirağ 1930’larda “uçak yapalım” diyerek büyük bir iddia ile yola çıkıyor. Bu aynı zamanda değer zinciri kurma teşebbüsü. Beşiktaş’ta uçak fabrikasının temeli 17 Eylül 1936’da atılıyor.

Plan var. Vizyon var. Yatırım iştahı var.

Ama tek başına yetmiyor.

Standardizasyon zayıf kalıyor. Sertifikasyon dili oturmamış oluyor. Sipariş yönetimi kırılganlaşıyor. Kurumsal refleks, risk gördüğünde geri çekiliyor. Sipariş iptalleri ve izin–ruhsat tartışmaları bu kırılganlığın tipik örnekleri.

Bir başka girişimci de Vecihi Hürkuş: Mühendislik var ama ekosistem eksik. Vecihi K-VI ile ilk uçuş 28 Ocak 1925’te İzmir’de yapılıyor. Bu, yerli tasarım için erken bir kilometre taşı.

1930’da Vecihi K-IV geliyor. İlk uçuş 27 Eylül 1930.

Daha çarpıcı olan kısmı şu: Vecihi Hürkuş sertifika için yurt dışına gitmek zorunda kalıyor.

Yani sorun çoğu zaman mühendislik değil. Kurumsal altyapı. Sertifikasyon ekosistemi. Süreç tasarımı.

Bir başka girişim de Devrim otomobili: Proje yönetimi başarısı mükemmel ama algı yönetimi kaybı var.

Yıl 1961. Eskişehir’de 129 günde Devrim otomobili üretiliyor. 29 Ekim 1961’de tanıtılıyor. Bu, proje yönetimi açısından gerçek bir ciddi başarı.

Ama hikâye “benzin bitti” cümlesiyle hatırlanıyor. Ankara’ya trenle taşınırken, kural ve güvenlik gerekçeleriyle depoda az akaryakıt bulundurulması meselesi öne çıkıyor. O günün operasyonel risk yönetimini de gösteriyor.

Daha önemlisi şu: Algı, projenin geleceğini yiyor. Bütçe iptal oluyor. Devam yatırımı gelmiyor. Kurumsal süreklilik kurulamıyor.

Ülkemiz adına bu üç başarısız girişimde ortak tema: Takoz çoğu zaman içeriden geliyor.

Bu üç hikâyenin ortak noktası net:

Takoz her zaman dışarıdan gelmiyor. Bazen içerideki vizyonsuzluktan geliyor.

Bugün başla, yarın vazgeç.

Risk görünce geri çekil.

Başarıyı büyütmek yerine “hata bul” kültürü üret.

Sonuç ne oluyor? Tempo kaybı. Zaman kaybı. Stratejik gecikme.

Tam da bu yüzden Baykar hikâyesi kritik. 2005–2007 dönemi, Türkiye’nin terörle mücadelede çok ağır bedeller ödediği yıllar. Sahada acil ihtiyaç var.

O dönemde dışarıdan alınan sistemler her zaman sahayı taşıyamıyor. Arızalar oluyor. Anlık görüntü sorunları yaşanıyor. Hatalı konum bilgileri geliyor. Operasyonel doğruluk etkileniyor.

Bu noktada Baykar sahneye çıkıyor. Bu kez hedef sadece bir “ürün” değil. Kurumsal kapasite inşası.

Ar-Ge sürekliliği kuruluyor. Test disiplini oturtuluyor. Konfigürasyon yönetimi yapılıyor. Saha geri bildirimi sistematik hale geliyor. Ürün yaşam döngüsü adım adım yönetiliyor.

Bu süreç kolay olmuyor. Zaman zaman pist verilmiyor. Testlere izin çıkmıyor. Mühimmat denemeleri gecikiyor. Hatta kimi zaman destek sözü verenlerin ince engellemeleri devreye giriyor.

TB2’nin Keşan’daki ilk deneme uçuşunu, I. Ordu Komutanı desteğiyle Ankara’dan izinsiz yapmak zorunda kalmaları bile bu atmosferi anlatıyor.

Bu işleri durdurmak kolay. Yapmak zor.

Operasyonel başarı, kurumsal omurgayla geliyor…

Baykar, emekle ve mühendislik aklıyla büyüyor. Savunma sanayindeki atılımlar olgunlaşıyor. Saha sonuçları da bunu gösteriyor.

TB2 2014’te envantere giriyor.

AKINCI, 6 Aralık 2019’da ilk uçuşunu yapıyor.

İlk teslimat ve envantere giriş 29 Ağustos 2021.

Kızılelma ise 14 Aralık 2022’de ilk uçuşunu gerçekleştiriyor.

Bu tablo net olarak şunu söylüyor?

Adım adım. Üstüne koya koya. Proje portföyü mantığıyla. Yetenek havuzu oluşturarak. Ve en kritik farkla: Kurumsal devamlılık sağlayarak.

Alkış sadece platforma değil. Mühendislik organizasyonuna da. Üretim disiplinine de. Kalite güvenceye de. Test ekibine de. Tedarik yönetimine de.

Yani görünmeyen omurgaya. İsimsiz kahramanlara.

Asıl hedef: Başarıyı kurumsallaştırmaktır.

Demirağ’ın, Vecihi’nin, Devrim’in acı tarafı şuydu: İlk hamleler, kurumsal iklim tam oluşmadan yapıldı. Hikâyeler yarım kaldı.

Baykar çizgisi ise şunu hatırlatıyor:

Teknoloji bir defalık sıçrama değildir. Sistem kurma işidir. Süreklilik işidir. Kurumsal hafıza işidir.

Bu ülkede yıllarca çok takoz görüldü.

Bazen mevzuatta.

Bazen bütçede.

Bazen zihniyette.

Şimdi daha zor bir sınav var:

Başarıyı kurumsallaştırmak. Kişilere değil süreçlere bağlamak. Her yeni adımı standarda dönüştürmek.

Kızılelma ülküsü, bilim ve teknolojinin bu ülkede kalıcı hale gelmesidir.

Yılmadan. Yorulmadan. Sabırla. Kararlılıkla.

Yerli ve milli tüm çalışanlarımızı ve Baykar’ı yürekten kutluyorum.

Gururumuzsunuz.

“İstikbal göklerdedir…”

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve turk360.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.