10 Ocak takvimde öyle alelade bir gün değil. Ama bu yıl Kayseri’de yaşananlar, "bayram" mı yoksa "adam seçmece" mi dedirtti. Yazıda kurum ismi vermeyeceğim; Çünkü mesele isimler değil, yöntemlerdir.
Her yıl benzer şekilde Kayseri'deki bazı kurumlar tarafından yapılan bu uygulamada,bu yıl da tablonun çok değişmediği görülüyor.
10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü, sadece bir kutlama değil; gazeteciliğin hangi şartlarda, hangi sorumlulukla ve hangi etik değerlerle yapıldığını hatırlatma günüdür.
Gazeteci dediğin; gecesi gündüzü olmayan, bayramda herkes dinlenirken çalışan, afette en öne koşan adamdır. Elinde mikrofon, cebinde kalemiyle toplum adına soru sorar. 10 Ocak 1961’de bu insanların hakları korunsun diye bir kanun çıktı. O günden beri bugün, yöneticilerin gazeteciye nasıl baktığının bir sınavıdır.
Her 10 Ocak’ta güzel cümleler kurulur.
“Basın demokrasinin vazgeçilmez unsurudur” denir.
“Gazeteciler toplumun vicdanıdır” denir.
“Özgür basın güçlü toplumdur” denir.
Peki ya uygulama?
İşte asıl soru tam da burada başlıyor.
Bu jesti yapan Kayseri'deki bazı kurumlar açısından meseleye daha yakından bakmak gerekiyor.
Her yıl olduğu gibi bu yıl da 10 Ocak vesilesiyle çalışan gazetecilere yönelik bir jest yapıldı. Hediye kartları verildi. Niyetin iyi olduğu kuşkusuz. Emeğe saygı, hatırlanmak, görülmek… Bunların hepsi kıymetlidir.
Ancak gazetecilik, iyi niyetle birlikte şeffaflık da ister.
Adalet ister.
Eşitlik ister.
Şu soru doğal değil mi?
Bu jest, şehirde görev yapan "tüm" çalışan gazetecileri mi kapsadı?
Yoksa bir tercih mi yapıldı?
Eğer tercih yapıldıysa;
– Ölçüt neydi?
– Kim karar verdi?
– Hangi kritere göre isimler belirlendi?
Bir başka önemli soru daha var:
Bu süreçte mesleğin çatı kuruluşunun görüşü alındı mı?
Yoksa kurumların kendi basın birimleri mi bir liste oluşturdu?
Eğer liste kurum içinden hazırlandıysa;
– Hangi ölçütler esas alındı?
– Sahada fiilen çalışanlar mı dikkate alındı, yoksa ilişkiler mi?
– Aynı şehirde, aynı işi yapan çalışan gazeteciler neden farklı muamele gördü?
Bu soruların muhatabı bellidir;
Ama cevapları kamuoyuna aittir.
Bu sorular kimseyi zan altında bırakmak için sorulmuyor.
Bu sorular, bir gerçeği şeffaf ve açık biçimde görünür kılmak için soruluyor.
Çünkü gazetecilikte hediye meselesi, ince bir çizgidir.
O çizgi bazen kartın içindeki bakiye kadar incedir.
Bugün şehirdeki gazeteciler arasında “kim aldı, kim almadı” muhabbeti yapılıyorsa;
Bu bir dedikodu değil,
Bir yönetim problemidir.
Sorun hediyede değil,
Sorun yöntemdedir.
Özetle;
10 Ocak; birilerini sevindirip birilerini küstürme günü değildir. Bir kartın içindeki bakiye ne kadar yüksek olursa olsun, adaletin olmadığı yerde o kartın hiçbir kıymeti yoktur.
Gazetecilikte en büyük değer hatırlanmak değil, eşit görülmektir. Bu yazı bir suçlama değil, mesleğin hafızasına düşülmüş bir nottur. Çünkü bugün görmezden geldiğiniz o küçük ayrıntılar, yarın aranızdaki güveni tamamen bitirir.
Daha adil, kimsenin dışlanmadığı ve şeffaf 10 Ocak’lara...
