Hangi ara bu kadar eksildik, hangi ara kelimeler ağzımızda birer cam kırığına dönüştü, bilmiyorum. Ama bir gerçek var ki; hepimiz aynı uçurumun kenarında, aynı cümleye tutunmuşuz: “Koca bir hayatı ziyan ettik.”
Bir zamanlar dünyayı değiştireceğine inanan, cebinde hayalleri, dilinde uzun cümleleri olan o insanlara ne oldu? Mücadele ettik, sevdik, düştük, kalktık... Sonra bir gün durup geriye baktık ki; elimizde kalan tek şey, yaşanmamış anların sızısı ve söylenmemiş sözlerin ağırlığı.
Ziyan dedikleri şey, sadece geçen yıllar değil. Ziyan; yanlış kapılarda beklemek, yanlış insanların gölgesinde serinlemeye çalışmak ve en acısı da kendimizden vazgeçmekmiş. Vitrinleri süsledik ama içerisi talan oldu. Şimdi o talanın içinden başımızı kaldırıp bir şeyler söylemek istiyoruz. Boğazımızda düğümlenen onlarca paragraf, haykırmak istediğimiz binlerce haksızlık var.
Tam ağzımızı açacak oluyoruz, o devasa yorgunluk çöküyor omuzlarımıza. Karşımızdakine bakıyoruz; gözlerinde o tanıdık sığlık, kulağında dünyanın gürültüsü... Değer mi, diyoruz? Kelimeleri harcamaya, o yarayı bir kez daha deşmeye değer mi?
Sonra o meşhur cellat geliyor, bütün cümlelerin boynunu vuruyor: “Boşver...”
Bu "boşver", bir teslimiyet bayrağı değil aslında. Bu; "Anlatsam da anlamayacaksın, anlasan da derman olmayacaksın" demenin en kısa yolu. İnsanın kendi içine sığınması, kapılarını sürgülemesi ve o koca ziyanın hesabını tek başına kapatmaya karar vermesi.
Bugün sokakta kime çarpsanız, gözlerinin derininde bu yazıyı görürsünüz. Herkesin anlatacak çok şeyi var ama herkesin feri sönmüş. Toplumsal bir suskunluk sarmalındayız. Birbirimize "nasılsın" diye sormaya korkar olduk; çünkü alacağımız cevabın ağırlığını taşıyacak mecalimiz kalmadı.
Ziyan edilmiş bir ömürden geriye kalan, ne paradır ne de pul. Sadece, tam konuşacakken yutkunduğumuz o acı sudur.
Evet, belki koca bir hayatı yanlış dekorların önünde, yanlış rollerle harcadık. Belki anlatacak çok şeyimiz varken, bizi duyacak kimseyi bulamadık. Ama bugün o "boşver"in arkasına sakladığımız sessizlik, aslında bize yeni bir kapı aralayabilir. Başkalarına anlatmaktan vazgeçip, kendi içimize konuşmaya başladığımız an, ziyanın bittiği yerdir.
Kelimelerin bittiği yerde feraset başlar. Belki de artık dünyayı değiştirmeye çalışmayı "boşverip", kendi içimizdeki o hırpalanmış çocuğu kucaklamanın vaktidir.
Çünkü hayat, biz "boşver" desek de, kalan son nefese kadar bize yeni bir hikaye borçludur.
Şimdi söyleyin; sizin de mi çok konuşasınız var? Sizin de mi içiniz sığınağına sığmıyor?
Yormayın kendinizi. Zaten kimse dinlemiyordu, zaten kimse gerçekten orada değildi. Şimdi o koca hayatın enkazı üzerinde karşılıklı oturup sustuğumuza göre; birbirimizin gözlerine bakıp en dürüst yalanımızı söyleyebiliriz:
"Sağlık olsun be... Boşver."
