“Medeni” kelimesi, ilk bakışta şehirle ilgili görünür.
Ama mesele sadece şehirde yaşamak değildir.
Asıl mesele, birlikte yaşayabilmektir.
Birbirinin hakkını gözetebilmektir.
Gücü ölçü sanmamaktır.
Şehir, insana imkân verir.
Ama insanı tek başına olgunlaştırmaz.
Kalabalık içinde yaşamak başka şeydir.
Başkalarıyla uyum içinde yaşamak başka şeydir.
Medenilik, işte bu farkta başlar.
Heraklitus’un güçlü bir sözü vardır.
İnsanlar yasalarını, kentlerinin surlarını korur gibi korumalıdır.
Bu söz bugün de çok şey söyler.
Çünkü bir şehri ayakta tutan sadece binalar değildir.
Kuraldır.
Ölçüdür.
Adalettir.
Karşılıklı saygıdır.
Medenilik biraz da sınır bilmektir.
Sesini yükseltince haklı olacağını sanmamaktır.
Sıranı beklemektir.
Söz kesmemektir.
İnsanı küçümsememektir.
Farklı olanı aşağılamamaktır.
Bu noktada ahlak devreye girer.
Çünkü medeni hayat, yalnızca hukukla kurulmaz.
Vicdan da gerekir.
Nezaket de gerekir.
İç denetim de gerekir.
Bizim kültürümüzde de bu konuda güçlü bir birikim vardır.
Hak yememek denir.
Kul hakkı denir.
Emanet denir.
Adalet denir.
Bunlar sadece dini kavramlar değildir.
Aynı zamanda birlikte yaşamanın temel kurallarıdır.
Bir insanı kırmamak da medeniliktir.
Emeğin karşılığını vermek de.
Zayıfı ezmemek de.
Elindeki yetkiyi haksızlığa çevirmemek de.
Kısacası medeni olmak, sadece şehirli olmak değil, ölçülü olmaktır.
Çalışma hayatı da bunun en görünür alanlarından biridir.
Çünkü iş yeri, küçük bir toplumdur.
Orada da güç ilişkileri vardır.
Orada da adalet ihtiyacı vardır.
Orada da insan onuru korunmalıdır.
Mavi yaka da bu hayatın parçasıdır.
Beyaz yaka da.
Biri sahada üretir.
Biri masada planlar.
Biri makinenin başındadır.
Biri ekranın başındadır.
Ama emeğin değeri, yakanın renginden gelmez.
Gerçek medenilik burada sınanır.
İşçiye tepeden bakmamakta sınanır.
Memuru küçümsememekte sınanır.
Ustayı görmezden gelmemekte sınanır.
Ofiste çalışanı da sahada çalışanı da aynı insanlık çizgisinde görebilmektedir.
Çünkü emek, saygıyı hak eder.
Alın teri de saygıyı hak eder.
Zihin emeği de.
El emeği de.
Helal kazanç dediğimiz şey de zaten biraz budur.
İnsanın işini hakkıyla yapmasıdır.
Başkasının hakkına el uzatmamasıdır.
Emeği hor görmemesidir.
Bugün birçok yerde sorun, şehirlerin büyümesi değildir.
İlişkilerin daralmasıdır.
Binalar artıyor.
Ama nezaket aynı hızla artmıyor.
Unvanlar çoğalıyor.
Ama saygı çoğu yerde eksiliyor.
Oysa medeni toplum, insanların birbirine mesafeli ama saygılı olduğu toplum değildir sadece.
Aynı zamanda birbirinin hakkını tanıyan toplumdur.
İtirazı düşmanlık saymayan toplumdur.
Farklı işi yapan insanları farklı değerde görmeyen toplumdur.
Çalışma hayatında da ihtiyaç budur.
Mobbingin normalleşmediği bir iklim gerekir.
Azarlamanın yönetim tarzı sayılmadığı bir düzen gerekir.
Kabalığın güç sanılmadığı bir kurum kültürü gerekir.
Hakkın, hukukun ve emeğin birlikte korunduğu bir anlayış gerekir.
Medeni olmak, biraz da dili terbiye etmektir.
Üslubu düzeltmektir.
Yetkiyi baskıya çevirmemektir.
Farklı olana tahammül etmektir.
İnsanı, yaptığı işe göre sınıflandırmamaktır.
Şehir bunu öğretirse kıymetlidir.
İş yeri bunu güçlendirirse verimlidir.
Toplum bunu içselleştirirse huzurludur.
Kısacası medeni olmak, sadece şehirde yaşamak değildir.
Şehre yakışır şekilde yaşamaktır.
İnsana yakışır şekilde konuşmaktır.
Çalışana yakışır şekilde davranmaktır.
Mavi yakayı da beyaz yakayı da aynı adalet ölçüsünde görebilmektir.
Ve belki en önemlisi şudur:
Medenilik, insanın kendini büyük görmemesidir.
Başkalarının hakkını kendi konforundan küçük saymamasıdır.
Çünkü gerçek şehir, binalarla değil, ahlakla kurulur.
