İlhan İŞMAN
Köşe Yazarı
İlhan İŞMAN
 

Plakayı Veren de İdare, Cezayı Kesen de İdare; Peki Vatandaşın Suçu Ne?

Anayasa’nın 26. maddesi açık bir ilke koyar: Düşünce cezalandırılacak bir alan değil, korunacak bir haktır. İnsan sözle, yazıyla, resimle kendini anlatabilir. Fikrini yayabilir. Bilgiye ulaşabilir. Bilgiyi paylaşabilir. Ancak bu özgürlük, başkasının hakkını ezme ya da kamu düzenini bozma serbestisi de değildir. Dedikten sonra bugünkü konumuza gelelim.  Plaka meselesi… Önce bir tespit yapalım ve vatandaşımızı uyaralım. Konu, doğrudan kamu düzeni ve denetim kapasitesiyle ilgilidir. Standart dışı ya da yetkisiz basılmış plakalar, kameraların ve trafik ekiplerinin doğru tespit yapmasını zorlaştıyor. Bu yüzden devlet, plaka işini estetik değil, güvenlik ve kayıt meselesi olarak görüyor.  Burada kritik tarih 1 Nisan 2026’dır. İçişleri Bakanlığına göre bu tarihe kadar APP diye bilinen standart dışı plakalar için denetimler rehberlik ve bilgilendirme amacıyla yürütülüyor.   Ancak 1 Nisan’dan sonra yetkisiz basılmış APP plaka kullananlara 140 bin lira idari para cezası, 30 gün ehliyete el koyma, aracın trafikten men edilmesi ve ayrıca “resmi belgede sahtecilik” kapsamında adli işlem gündeme geliyor.  Daha hafif ihlallerde de yaptırım var. Yönetmelikteki ölçü ve niteliklere aykırı plaka takanlara 4 bin lira idari para cezası uygulanıyor. Plaka uygun hale getirilene kadar araç trafikten men edilebiliyor. Sahte plaka, başka araca ait plaka ya da plakasız kullanımda ise yaptırımlar çok daha ağırlaşıyor.  1 Nisan’a kadar uyarı var;  1 Nisan’dan sonra mazeret değil, doğrudan ağır yaptırım var. Demokratik ülkede kural olur. Olmalıdır da. Standart olur. O da gerekir. Sahtecilikle mücadele edilir. Buna da kimse itiraz etmez. Ama mesele burada bitmez. Asıl mesele şurada başlar: Vatandaşın suçu ne? Plakayı denetlemeyen kim? Sistemi kuran kim? Yetkiyi veren kim? Bugün kapıya cezayı gönderen kim? Kanaatimizce işte itiraz tam da burada büyüyor. Çünkü vatandaş doğal olarak şunu düşünür; “Ben korsan atölye miyim? Ben yönetmelik eki miyim? Ben plakanın punto cetvelini mi ezberleyeceğim?” Devletin görevi sadece ceza yazmak değildir. Önce açık kural koymaktır. Sonra o kuralı doğru anlatmaktır. Sonra da uygulamayı yıllarca başıboş bırakmamaktır. Bugün yaşanan tam tersidir. Önce bir karmaşa oluşuyor. Sonra panik başlıyor. Sonra kuyruklar uzuyor. Sonra vatandaş suçlu muamelesi görüyor. Vatandaş, aracını alırken devlete güvenir. Notere güvenir. Resmî sürece güvenir. Şoförler odasına güvenir. Denetime güvenir. Bir vatandaşın her sabah arabasına bakıp “Acaba benim plaka yarın suç delili sayılır mı?” diye düşünmesi normal değildir. Bu, hukuk devleti refleksi değildir. Bu, idari zafiyetin vatandaşa kesilmiş faturası değil midir? Burada kimse sahteciliği savunmuyor. Kimse kuralsızlığı da savunmuyor. Ama idare, sahteciyle vatandaşı aynı cümlede yan yana getiremez. Bir kişi bilerek hile yapmışsa cezası elbette olsun. Ama vatandaş, sistemin içinden geçen bir işlem sonunda Yıllarca kullandığı bir plakayla Bir sabah ağır yaptırım tehdidiyle karşı karşıya kalıyorsa Orada aynaya dönüp önce idarenin kendine bakması gerekmez mi? Soru basit. Bu denetim bugüne kadar neredeydi? Bu uyarı bugüne kadar neden yapılmadı? Bu standart bugüne kadar neden net anlatılmadı? Bu geçiş neden planlanmadı? Bu süre makul bir süre mi? Yeterli mi? Hedefine Ulaşacak mı? Ölçemezsen yönetemezsin, pekiyi ölçüldü mü? Devlet ciddiyeti, vatandaşı son dakika paniğine sürüklemek değildir. Devlet ciddiyeti, belirsizliği ortadan kaldırmaktır. Bugün vatandaş plakasını değil, Güven duygusunu yeniletmeye zorlanıyor. Asıl problem de budur. Çünkü mesele bir metal parçası değildir. Mesele, kamunun vatandaşa nasıl davrandığıdır. Bir elin verdiğini, öbür el cezalandırıyorsa Orada vatandaşın kusurundan çok Kurumların koordinasyon sorunu vardır. Bir idare, vatandaşa “Bunu niye böyle yaptın?” Diye sormadan önce Kendine şunu sormalıdır: “Ben bunu en başından doğru yönettim mi?” Yönetmediyseniz, Vatandaşa yüksek perdeden konuşmak olur mu? Önce sistemi düzeltirsiniz. Önce süreci sadeleştirirsiniz. Önce insanı yormazsınız. Önce güven verirsiniz. Sonra kuralı uygularsınız. Aksi halde ortaya adalet çıkmaz. Korku çıkar. Güven çıkmaz. Öfke çıkar. Ve en sonunda vatandaş şunu sormaz mı? Plakayı veren de devlet, Verdiği plakaya ceza kesen de devlet, Peki vatandaşın suçu ne? Bu soruya tatmin edici cevap verilemediği sürece Sorun plakada değildir. Pekiyi sorumlu kimdir!!!? 
Ekleme Tarihi: 11 Mart 2026 -Çarşamba
İlhan İŞMAN

Plakayı Veren de İdare, Cezayı Kesen de İdare; Peki Vatandaşın Suçu Ne?

Anayasa’nın 26. maddesi açık bir ilke koyar:

Düşünce cezalandırılacak bir alan değil, korunacak bir haktır.

İnsan sözle, yazıyla, resimle kendini anlatabilir.

Fikrini yayabilir.

Bilgiye ulaşabilir.

Bilgiyi paylaşabilir.

Ancak bu özgürlük, başkasının hakkını ezme ya da kamu düzenini bozma serbestisi de değildir. Dedikten sonra bugünkü konumuza gelelim. 

Plaka meselesi…

Önce bir tespit yapalım ve vatandaşımızı uyaralım.

Konu, doğrudan kamu düzeni ve denetim kapasitesiyle ilgilidir.

Standart dışı ya da yetkisiz basılmış plakalar, kameraların ve trafik ekiplerinin doğru tespit yapmasını zorlaştıyor.

Bu yüzden devlet, plaka işini estetik değil, güvenlik ve kayıt meselesi olarak görüyor. 

Burada kritik tarih 1 Nisan 2026’dır.

İçişleri Bakanlığına göre bu tarihe kadar APP diye bilinen standart dışı plakalar için denetimler rehberlik ve bilgilendirme amacıyla yürütülüyor.

 

Ancak 1 Nisan’dan sonra yetkisiz basılmış APP plaka kullananlara 140 bin lira idari para cezası, 30 gün ehliyete el koyma, aracın trafikten men edilmesi ve ayrıca “resmi belgede sahtecilik” kapsamında adli işlem gündeme geliyor. 

Daha hafif ihlallerde de yaptırım var.

Yönetmelikteki ölçü ve niteliklere aykırı plaka takanlara 4 bin lira idari para cezası uygulanıyor.

Plaka uygun hale getirilene kadar araç trafikten men edilebiliyor.

Sahte plaka, başka araca ait plaka ya da plakasız kullanımda ise yaptırımlar çok daha ağırlaşıyor. 

1 Nisan’a kadar uyarı var; 

1 Nisan’dan sonra mazeret değil, doğrudan ağır yaptırım var.

Demokratik ülkede kural olur.

Olmalıdır da.

Standart olur.

O da gerekir.

Sahtecilikle mücadele edilir.

Buna da kimse itiraz etmez.

Ama mesele burada bitmez.

Asıl mesele şurada başlar:

Vatandaşın suçu ne?

Plakayı denetlemeyen kim?

Sistemi kuran kim?

Yetkiyi veren kim?

Bugün kapıya cezayı gönderen kim?

Kanaatimizce işte itiraz tam da burada büyüyor.

Çünkü vatandaş doğal olarak şunu düşünür;

“Ben korsan atölye miyim?

Ben yönetmelik eki miyim?

Ben plakanın punto cetvelini mi ezberleyeceğim?”

Devletin görevi sadece ceza yazmak değildir.

Önce açık kural koymaktır.

Sonra o kuralı doğru anlatmaktır.

Sonra da uygulamayı yıllarca başıboş bırakmamaktır.

Bugün yaşanan tam tersidir.

Önce bir karmaşa oluşuyor.

Sonra panik başlıyor.

Sonra kuyruklar uzuyor.

Sonra vatandaş suçlu muamelesi görüyor.

Vatandaş, aracını alırken devlete güvenir.

Notere güvenir.

Resmî sürece güvenir.

Şoförler odasına güvenir.

Denetime güvenir.

Bir vatandaşın her sabah arabasına bakıp

“Acaba benim plaka yarın suç delili sayılır mı?”

diye düşünmesi normal değildir.

Bu, hukuk devleti refleksi değildir.

Bu, idari zafiyetin vatandaşa kesilmiş faturası değil midir?

Burada kimse sahteciliği savunmuyor.

Kimse kuralsızlığı da savunmuyor.

Ama idare, sahteciyle vatandaşı aynı cümlede yan yana getiremez.

Bir kişi bilerek hile yapmışsa cezası elbette olsun.

Ama vatandaş, sistemin içinden geçen bir işlem sonunda

Yıllarca kullandığı bir plakayla

Bir sabah ağır yaptırım tehdidiyle karşı karşıya kalıyorsa

Orada aynaya dönüp önce idarenin kendine bakması gerekmez mi?

Soru basit.

Bu denetim bugüne kadar neredeydi?

Bu uyarı bugüne kadar neden yapılmadı?

Bu standart bugüne kadar neden net anlatılmadı?

Bu geçiş neden planlanmadı?

Bu süre makul bir süre mi?

Yeterli mi? Hedefine Ulaşacak mı?

Ölçemezsen yönetemezsin, pekiyi ölçüldü mü?

Devlet ciddiyeti, vatandaşı son dakika paniğine sürüklemek değildir.

Devlet ciddiyeti, belirsizliği ortadan kaldırmaktır.

Bugün vatandaş plakasını değil,

Güven duygusunu yeniletmeye zorlanıyor.

Asıl problem de budur.

Çünkü mesele bir metal parçası değildir.

Mesele, kamunun vatandaşa nasıl davrandığıdır.

Bir elin verdiğini, öbür el cezalandırıyorsa

Orada vatandaşın kusurundan çok

Kurumların koordinasyon sorunu vardır.

Bir idare, vatandaşa

“Bunu niye böyle yaptın?”

Diye sormadan önce

Kendine şunu sormalıdır:

“Ben bunu en başından doğru yönettim mi?”

Yönetmediyseniz,

Vatandaşa yüksek perdeden konuşmak olur mu?

Önce sistemi düzeltirsiniz.

Önce süreci sadeleştirirsiniz.

Önce insanı yormazsınız.

Önce güven verirsiniz.

Sonra kuralı uygularsınız.

Aksi halde ortaya adalet çıkmaz.

Korku çıkar.

Güven çıkmaz.

Öfke çıkar.

Ve en sonunda vatandaş şunu sormaz mı?

Plakayı veren de devlet,

Verdiği plakaya ceza kesen de devlet,

Peki vatandaşın suçu ne?

Bu soruya tatmin edici cevap verilemediği sürece

Sorun plakada değildir.

Pekiyi sorumlu kimdir!!!? 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve turk360.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.